Küçük Kız
- 27 Oca
- 1 dakikada okunur
“Yüzünü dökme küçük kız” diye başlar şarkı. Her çaresiz kaldığımda; hüznümde, hayal kırıklığımda, savunmasızlığımda bu şarkı çalar zihnimde. Çünkü bilirim: Ne kadar yaram varsa, küçük kızdan yadigârdır. Bir türlü büyütemedim ben o küçük kızı. Belki de büyütmek istemedim.
Hâlâ inanır iyilerin kazandığı masalların gerçek olduğuna. İnadına umutla doludur, inadına…
Kelebekler hâlâ uçuşur kıvırcık saçlarında. Yağmura, gökyüzüne, kuşlara, ağaçlara, insanlara… Tüm hayal kırıklıklarına rağmen kocaman açar yine kollarını. Kelimelerle yarenlik eden, dahi yüce gönüllü şairleri çok sever. Dizelere sığınır; annesine sığınan bir çocuk gibi.
En sevdiği şair Orhan Veli’dir. Ne demiş şair :)
“İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum, duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalım, Boynuna vebalim!”
Kızarım ona, “akıllan artık” derim.“ Söylesene,” der, “akıllanmak nedir?” Güvenmemek mi, sevmemek mi, sarıp sarmalamamak mı; bir dost sıcaklığına hasret kalmak mı? Bütün bunlar akıllanmaksa, varsın deli desinler bana…





Ne güzel bir başkaldırı bu... Modern dünyanın 'akıllanma' dediği o grileşmeye karşı, gökyüzünün mavisine ve çocukluğun o kıvırcık saçlı neşesine tutunmak. O küçük kızı büyütmeyin; çünkü dünya, sadece onun gibi bakabilenlerin hatırına hala bu kadar renkli. Orhan Veli’nin de dediği gibi, garipliğimizi saklamaya gerek yok; o bizim en gerçek yanımız.