top of page

Yarım Kalan Vedalar...

  • 7 Nis
  • 1 dakikada okunur

Yarım kalan vedalar insanı zamansız ve mekânsız bırakır. En derin pişmanlıklarınla bir gölge gibi içinde dolaşır ama kurtulamazsın. Vedalaşmak istedikçe tutunur, tutundukça sığınır ama sığındıkça kaçmak istersin. Çünkü can yakıcıdır.


Sabrın selametle ödüllendirileceğinin vadedildiği, ancak iki yüzlü bir nankörlükle cezalandırıldığı bu topraklarda hayat; yarım kalan vedaların sessiz çığlığında, tekrar tekrar aynı can yakan döngüyle devam eder. Önce ateş olur, yakmak istersin; sonra vazgeçişlerin sessizliğinde huzur ararsın.


Veda etmenin yükünü tek başına taşımaktan daha zoru nedir ki bu hayatta? Sanırım insan, her ne yaşarsa yaşasın, en temel ihtiyacı “paylaşabilmek”tir. Sevgiyi paylaşmak, acıyı paylaşmak, korkuyu, hüznü, ayrılığı ve vedaları…


Paylaşmak, içinde onlarca rengi barındıran bir duygu değil mi? Hem de şefkatli ve insanca… Ayrılık deyin, yarım kalan veda deyin; her ne derseniz deyin, asıl kırgınlık tek başına kalmaktan ve paylaşamamaktan doğar.


Onlarca farklı duyguyla yaratılmış insanoğlunun arkasında bıraktığı ve değerini unuttuğu en güzel duygu, bence paylaşmaktır. Paylaşamadığın yerde azalırsın ve ruhun yavaş yavaş ölür.


Günümüzde şahit olduğumuz tüm sevgisizliklerin kaynağı, “koca, yaşlı, şişko Dünya’yı” paylaşma beceriksizliğimiz değil mi? Beceriksizlik pek masum bir ifade oldu sanki… Doğru ifade; gözü dönmüşlüğümüz ve hırslarımız, sanırım…

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page